x

ARKADAŞINA GÖNDER
Adınız Soyadınız  :  *
Paylaşacağınız e-posta adresi :  *
Yorumunuz  : 
 

    

E-Mail :
Şifre :
 

Perakende Bülten'i takip edin:
Had!
06.10.2011
Sen seni bil sen seni, sen seni bilmezsen patlatırlar enseni!

 

İş hayatında başarılı kişilerin en önemli özelliklerinden birisi de kim olduklarını, neler yapabileceklerini çok iyi bilmeleridir. Had kelimesinin sözlük anlamı basittir, ama insanın kendini tanımasında çok önemli bir yeri vardır. Haddimizi bildiğimiz zaman bilgelik konusunda oldukça yol kat etmiş oluruz.
 
Haddini bilmek derken belirli bir haddin altında kalanlardan ve başkalarının haddine tecavüz ederek yaşayanlardan söz ediyorum. Bu haddini bilmezlik, bazen sevgiyle gelir, bazen aşkla; bazen sahip olma hırsı, bazen de kibirle... Ama hayatımıza nasıl girerse girsin, asıl nedeni egonun yarattığı cahilliktir.
 
İster görgü kurallarına uyan bir kişiliğe sahip olun, ister bastırılmış bir kişiliğe, öğretilmiş veya diretilmiş bir haddini bilmek durumundan payınıza düşeni mutlaka alırsınız. Çünkü pek çoğumuzun içinde haddini bilmezliğinin yarattığı huzursuzluklar ve kızgınlıklar, hatta engellenmişlik duygusu yatar. Madde dünyasına ait egomuzun yarattığı duygulara, düşüncelere ve eylemlere sınır koyarken, ruhumuzun sınırsızlığında kendimizi serbest bırakabilmek olgunlaşmamızı sağlayacaktır. İnsanlar genellikle bunun tam tersini uygularlar. Kurtuluşumuza giden yolu kendi cehaletimizle kapayıp, dünyasal eylemlerimizde de haddimizi fazlasıyla aşarak diğer insanların sınırlarını ihlal ederiz. Tabii bununla birlikte kendi sınırlarını ihlal ettiren ve Tanrı'nın lütfettiği yaşamı boşu boşuna heba eden kişiler de yok değil...
 
Kendini tanımak ve sınırlarını bilmektir. Günümüzde ise maalesef sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiğini bilmeyenlerden dolayı sürekli ‘sınır ihlallerine şahit olmaktayız. Hemen her konuda hepimiz uzmanız. Her şeyi sanki doğuştan biliyoruz, öğrenmemize, emek harcamamıza hiç gerek yok. Emek harcayanlara da saygımız. Günlük hayatta her alanda, bir an durup düşünmeden, gerçekten bilip bilmeden hemen söze dalıp görüş bildiriyor, fetvalar veriyoruz. Özellikle çevremizde iyi bir şey yapıldığında veya bir başarı durumunda hemen ortaya atılıp eleştirilere başlıyoruz. Peki, “gel de sen yap bakalım” denilince de, neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Haddimizi bilme ‘özürlüyüz’ ama ‘had bildirme’ konusunda inanılmaz düzeyde hevesliyiz. Birçoğumuz, kendisini dünyanın odak noktasında varsayıp her konunun uzmanı sandığından, asıl konuşması gerekenler ise ‘hadlerini bilerek’ susuyor. Oysa asıl işinin ustalarının, uzmanlarının konuşmasına ve onların önerilerine ne kadar çok ihtiyacımız var. Çünkü yepyeni boyutları ancak bu sayede görüp öğrenebilir, gelişebiliriz. Gelişmek mi? Ne gerek var… Bilgi sahibi olmadan, nasıl olsa hepimiz her konuda fikir sahibiyiz ve bir o kadar da gelişmiş bir egoya sahibiz. Söylediğimizin aksine bir tez öne sürüldüğünde, seslerimiz yükselmeye, bilimsel bir dayanağı olmayan, salt karşımızdaki kişiyi ezmeye yönelik söylevler vermeye o kadar hazırız ki.
 
19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi açar. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını sallar. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek sorar:
-“Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.”
-“Evet” der adam. “Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.””
-“Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?”
-“Ben kunduracıyım, çizme dikerim.” deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltir ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür eder. Fakat adam yine tablonun başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çokbilmişliğe dayanamayan ressam:
-“Bak dostum” der, “sen kunduracısın, çizmeyi aşma!”
 
Başarılı kişilerin en önemli özelliklerinden birisi de kim olduklarını, neler yapabileceklerini çok iyi bilmeleridir. Başarılı olmak isteyen her insan için iki kritik bilgi vardır. Gücünü bilmek! ve Haddini bilmek! Gücünü bilmek, neyde iyi olduğunu hangi konuda diğer insanlardan daha iyisini yapabileceğini, en iyi neyi yapabileceğini bilmektir. Haddini bilmek ise o zamanda, mevcut bilgi, beceri ve imkânlarıyla neyi yapamayacağını veya neyi yapmaması gerektiğini bilmektir. Haddini bilmek yapamayacağınız şeylerin, yapabileceklerinizi engellemesine izin vermemektir. Haddini bilmek kendini sınırlamak veya hayatı boyunca yapamayacaklarını görmek demek değildir. Neyi başarmaması gerektiğini görmektir. Dünyada her şeyi başarmanız gerekmiyor, başaramazsınız da. Neyi başarmamayı seçtiğinizi bilmek, haddini bilmek değil midir?
 
Kişisel gelişim ve sosyal başarı üzerine kaleme almış olduğu bir birinden güzel eserlerin sahibi yazar Mümin Sekman’dan bir alıntıyla son vermek istiyorum yazıma. Başarılı olmak isteyen her insan için iki kritik bilgi vardır. Gücünü bilmek! Haddini Bilmek! Aslan olunca karanın kralı olduğunu bilmek gücünü bilmektir ama suya girip timsaha kafa tutmaması gerektiğini görmek ise haddini bilmektir. İşte iş yaşamında da ilk önce nelere muktedir olduğumuzu yani gücümüzün ne olduğunu bileceğiz sonra da haddimizi…
Yazarın Diğer Yazıları