Nerden çıktı şimdi bu Mobbing veya Mobberlar dediğinizi duyar gibiyim. Yakın zamana kadar ismi tam olarak konulmamış bu eylemi birçok çalışanın birebir yaşadığını ya da sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığını söyleyebiliriz.

Ne menem bir şeydir bu mobbing, “Mob” sözcüğü, İngilizcede kanun dışı şiddet uygulayan düzensiz kalabalık veya “çete” anlamına gelmektedir ve Latince “kararsız kalabalık” anlamına gelen “mobile vulgus” sözcüklerinden türetilmiştir; “mob” kökünün “İngilizce eylem biçimi olan ‘mobbing’ ise; psikolojik şiddet, kuşatma, taciz ve rahatsız etme veya sıkıntı verme anlamında” kullanılmaktadır. Mobber ise bu kavramları bir sistem dahilinde kullanan kişiler için söylenen bir kavramdır. “Mobbing”, 1980’lerin sonunda İsveç’te yaşayan Alman çalışma psikoloğu Heinz Leyman tarafından bir kavram olarak yerleşmiştir. Türkçe'de tam karşılığı olmamakla beraber, kişilerin birbirine karşı cephe oluşturması, duygusal saldırıda bulunma, yok sayma, dışlama anlamlarına geldiği söylenebilir. Kişileri olumsuz yönde etkileyen temel bir sorunu ifade eden bu terim, örgüt içerisinde ortaya çıkar. İşe karşı ilgisizlik, bıkkınlık ve tatminsizlik yaratarak, performans düşüklüğüne, verimsizliğe neden olur.

Manevi taciz’, her ne kadar her toplumsal ortamda söz konusu olabilecek bir sapkın şiddet türüyse de günümüzde “mobbing” kavramı uzun bir süredir özellikle iş yerlerindeki psikolojik terör olayları için kullanılmaktadır. Aslında mobbing kavramına ve içeriğine hakim olduktan sonra gerek tarihi olaylar gerekse günümüzde yaşanılan psikolojik yıpratma çabalarının, birer mobbing olduğunu söyleyebiliriz. Mobbingi uygulayan kişi yani mobber, çalışanlara manevi baskı uygulayarak veya onları hataya sevk ederek kendi konumunu güçlendirmeye çalışır ve rakiplerinden kurtulmayı amaçlar. Mobbing, kompleksli bir kişilik sorunu olup bunu yapanlar kendi eksikliklerinin telafisi çabasında, kendi adları ve konumları adına duydukları korku ve güvensizlik hissine sahip, korku verip yıldırarak kontrol sağlamaya çalışan, sürekli suçlayabileceği biri arayışında olan, kendilerinin güç uygulama ayrıcalığına sahip olduklarına inanan kişilerdir. Mobbing ile asıl hedeflenen ise kişinin onur ve saygınlığı olduğunu söyleyebiliriz.. Mobbing ile asıl hedeflenen, kişinin gururunu kırmak, saygınlığını ve kendisine olan güvenini yok etmeye çalışmaktır. Gelişmiş ülkelerde cinsel tacizin de önüne geçen mobbing çoğunlukla üst düzey yönetim kademesinde çalışanlar tarafından uygulanmakta ve üst düzey yöneticilerde bir meslek hastalığı olarak çok sık ve çeşitli uygulama yöntemleri ile görülmektedir. Mobbingci kişilik yapılarına bakıldığında, herhangi bir cinsiyet ayrımının olmadığı görülmektedir. Tacizci kişilik, erkek ya da kadın olabilmektedir. Yoğun stresin süregeldiği ortamlarda hemen hemen her statüdeki kişi birbirine mobbing uygulayabilmektedir
 
Mobbing uygulayan mobberin amacı hedeflerinin gözlerini korkutmak değil, sistematik şekilde ve bilinçli bir baskı yapmak anlamına gelmekte ve karşı tarafı pasifize etmek amacı taşımaktadır. İşyerinde duygusal terör uygulayan yöneticiler, baskıcı otoriter ve totaliter kişilik yapısına sahip insanlardır ve kendi fikirlerini bir şekilde kabul ettirmek isterler. Kesinlikle eleştiriye kapalılar ve farklı düşünceye toleransları yoktur. Mobbing, duygusal bir saldırıdır. Hedefi ise, bir iş yerindeki kişi veya kişiler üzerinde sistematik baskı yaratarak etik dışı yaklaşımla iş performansını ve dayanma gücünü yok edip, işten ayrılmaya zorlamaktır. Onları yiyerek, yok ederek, müesseseden attırarak onlardan kurtulmak ve tek kalma, vazgeçilmez olduklarını düşünürler. Bunu da göstere göstere değil, gizli kapaklı, bazen de kurbanı aldatarak gerçekleştirirler. Yapılan araştırmalar, mobbing’e maruz kalan kişilerin çalışma hayatlarında zeka, dürüstlük, yaratıcılık, başarı gibi bir çok olumlu özellik gösteren duygusal zekası yüksek kişiler olduklarını ortaya koymuştur.
 
İşyerlerinde gerçekleşen psikolojik taciz, çalışanların itibarını ve onurunu zedelemekte, verimliliğini azaltmakta ve sağlığını kaybetmesine neden olarak çalışma hayatını olumsuz etkilemektedir. Kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik tacizin önlenmesi gerek iş sağlığı ve güvenliği gerekse çalışma barışının geliştirilmesi açısından çok önemlidir. Bu doğrultuda, çalışanların psikolojik tacizden korunması çok büyük bir önem arz etmektedir.
 
Ancak, şiddet tamamen fiziksel bir durum olmayıp, psikolojik de olabilmektedir. Üstelik uygulanan mobbing, kişide psikolojik izler bırakır ki, bu durum fiziksel yaralanmalardan çok daha kalıcı hasarlar vermektedir. Mobbing, sınırları tam anlamıyla belirlenemeyen, kurumlarda örgütsel verimsizliğin ve etkinsizliğin en önemli nedeni olarak sürüp giden “soyut şiddet uygulama” durumu olduğunu söyleyebiliriz.
 
AB ülkelerinde gerçekleştirilen araştırmalara bakıldığında, çalışanlar arasında mobbing mağdurlarının yüzde olarak dağılımı şu şekilde görülmektedir; İngiltere’de % 16, İsveç’te % 10, Fransa ve Finlandiya’da % 9, İrlanda ve Almanya’da % 8, İtalya’da ise % 4. Ayrıca, İsveç ve Almanya’da binlerce mobbing mağduru erken emekli olmakta veya psikiyatri kliniklerinde tedavi altına alınmaktadırlar.
 
Türkiye’de ise, AB ülkelerinden biraz daha farklı olarak işlemektedir bu durum. Bu davalar İş mahkemelerinde açılmakta, mobbing konulu davalar olarak yürütülmeyip, “insan haklarının ihlali” ve “duygusal taciz nedeniyle zarar görme” gerekçeleriyle neticeye bağlanmakta veya sürekli bir sonraki celseye atılmaktadır.
 
Eksiklerinin farkında olan uygulamacılar, bunu başkalarını ezerek, korkutarak, sürekli başkalarını suçlamaya meyilli, hakaret içeren cümleleri kullanmaktan çekinmeyen, etrafındaki herkese karşı baskıcı davranma hakkına sahip ve ayrıcalıklı kişiler olduklarına inanırlar. “Güç”, zorbalık ve zalimlikle karıştırılmaması gereken bir kavramdır. İyi niyetle, kibarlıkla, ölçüsü özenle sunulan güçtür kabul göreni, disiplin sağlayanı, takdir edileni aksi halde haksız yere sarf edilen sözler, davranışlar, adaletsiz ve vicdansız tutumlar, baskılar, boyunduruk altına alma hırsıyla dolu olan bu kişilerin insanlığından şüphe edilmesi gerekmez mi?
 
Peki, bu tür manevi tacize karşı nasıl bir savunma mekanizması geliştirilebilir. Manevi tacizle karşılan kişilere öncelikle önerilen, bu ruhsal saldırıya karşı ruhsal savunma yöntemlerini öğrenmek ve bunları kullanarak saldırılara karşı daha dayanıklı olmak ve saldırıları mümkün olan en hafif sıyrıklarla atlatmayı başarabilmekten geçmektedir. Kuvvetli ruhsal savunma yöntemleri kişinin ruhsal çöküşüne büyük bir ölçüde engel olmakta ve gereken yer/kişilerden destek almasını sağlayan bir güçlendirme etkisi yapmaktadır. Kişi böylece kendini izole ederek tek başına kalmamakta, içinde bulunduğu durumu sağlıklı bir şekilde değerlendirerek gerektiğinde yasal mücadele için kanıtlarını toplama gücü kazanmaktadır. Manevi tacize uğrayan kişinin uğradığı saldırıyla somut bir biçimde mücadele edebilmesi için bu uygulamayı yapan kişi(ler)in yaptıklarına itiraz edildiği açıkça söylenmeli; taciz boyutundaki söz ve davranışların durdurulması talep edilmelidir. Bu görüşme güvenilir (gerekirse tanıklık yapabilecek) en az bir kişinin eşliğinde yapılmalıdır. Manevi tacizi yapan(lar), mağdur kişinin eşit(ler)i ise bir üst makama, üstü ise daha üst makama resmi olarak bildirilmelidir. Manevi tacize uğrayan kişi, bütün savaşımına rağmen kendisine yönelik saldırılara engel olamıyorsa son savunma yolu yasal yollara başvurmak olmalıdır.
 
Bazı durumlarda mobbinge uğrayan kişi (ler), işini bırakmanın yanı sıra daha da vahim sonuçlara ulaşarak hayatlarına son verme yolunu da tercih edebildiklerini de unutmamak gerekir…
Vedat Özeren
MaviBahçe AVYM Müdürü
Vedat.Ozeren@ece.com

Arkadaşına Gönder

x