3 ay önce…

 

Bir pazar günü öğleden sonrası…
 
AVM’ yi turlayıp genel kontrolleri yapmış, ardından ofise gelip, kendimi koyu bir kahveyle ödüllendirerek bilgisayarımın başına geçmiştim… Pazar, en sevdiğim çalışma günüdür… Hem AVM’nin en yoğun olduğu, hem tüm mağaza yöneticilerinin bulunduğu, hem ziyaretçi geri dönüşlerinin en iyi alınabildiği, hem de ofis hareketinin en az olup masa başı işlerin en rahat yapılabildiği gündür… Yine böyle bir pazar günü, ofisimin kapısı her zamanki gibi açık olarak, hafta boyunca ertelediğim işleri tamamlıyordum…
 
O sırada, açık ofis kısmına, 40-45 yaşlarında bir beyefendi geldi. İçeride kimseyi bulamayınca, “kimse yok mu” manasına gelen bir “merhaba” atıverdi ortaya… Hemen ofisimden çıktım, kendisini nazik bir şekilde karşıladım… O sırada karşımdakinin; eteği yürüyen merdivene takılarak kirlenmiş ve yeni bir etek almazsak medyayı ayağa kaldıracağını iddia eden bir bayanın eşi mi, buz pistinde düşüp yaralanan çocuğunun hastane faturasını getirip, ödemezsek tazminat davası açacağını söyleyen bir baba mı, yoksa aldığı ayakkabıyı 3 ayda 80 kere giydikten sonra “bu benim ayağımı sıkıyor ama değiştirmiyorlar, bu ne biçim AVM!” diye avaz avaz bağırmaya gelen bir müşteri mi olduğunu düşünürken, aklımdaki tüm kara bulutları dağıtan şu soruyla kendime geldim: “Bir stant kiralamak istiyorum da… Kiminle görüşebilirim?”
 
Meçhul birinin, bundan daha iyi bir ziyaret sebebi olamayacağını düşünerek benimle görüşebileceğini belirtip onu ofisime davet ettim ve derhal bir koyu kahve de onun için hazırladım…
 
Beyefendi, gösterişsiz, hatta rüküş sayılabilecek bir kıyafet giymiş, mütevazı bir kişilikti. Kısa bir sohbetten sonra, AVM içine, bozuk para karşılığında kepçeyle pelüş oyuncak yakalanan makinelerden koymak istediğini söyledi… Çocuk oyun parkımızda bu tip aparatlar zaten vardı… Durumu anlatıp, nazik bir şekilde kabul edemeyeceğimizi söyledim. Konu kapandı. Sonra başka işlerden sohbet etmeye başladık. Derken, kendisinin dünyaca ünlü bebek markalarına ilişkin mağazasının da olduğunu, bu işi büyütmek istediğini söyledi… Henüz yarım saat önce tanıştığım bu kişinin ne kadar doğru söylediği konusunda şüphe taşıyor ama son derece ciddiyetle dinliyordum. Sohbetin sonunda, 1.000 m2 üzeri müsait bir mağaza varsa As Merkez Outlet’te de büyük bir bebek mağazası açabileceklerini söyledi.
 
Birlikte As Merkez Outlet dış alanda yeni inşa ettiğimiz bir mağazaya gittik. Beyefendi, yeri çok beğendi. Hangi markalarla nasıl bir konsept oluşturabileceklerini anlattı. Etkileyiciydi. Sonra tekrar ofise geldik. Bir tarafım “adam bir makine koymak için ne numaralar çeviriyor yahu” diye düşünürken, diğer tarafım “acaba doğru mu söylüyor?” diyordu. Denemeye değerdi… Sözü tekrar pelüş oyuncak makinesine getirdim. Çok istiyorsa, 3 aylık bir deneme süresince AVM içine makine koyabileceğini söyledim (görüşmeden hemen sonra çocuk oyun parkı sahibine bu özel durumu izah ederek izin aldım elbette). Çok sevindi. Fiyatı sordu. Söylediğim fiyatın % 20 kadar altını önerdi. Güldüm ve final cümlemi söyledim: “Siz o bahsettiğiniz bebek mağazasını açın, ben o makineden bir yıl ücret almam!”
 
2,5 ay önce…
 
“Sözleşmeler hazır, her sayfanın altına kaşe ve imza rica edeceğim…”
 
“Tamam, buraya mı?” derken bir an duraksadı… Kalemi bıraktı ve henüz on beş gün önce söylediğim final cümleme ithafen: “Fahir Bey, makine yerinde kalacak ve 1 yıl ücret almayacaksın, ona göre!”
 
Kahkahayı patlattım ve başımla onay verdim…
 
İmzalar atıldı…
 
Geçen hafta…
 
1.200 m2 ile Güney Marmara’nın en büyük bebek mağazası, şık bir organizasyon ve protokol eşliğinde As Merkez Outlet açık çarşıda açıldı… Yatırımcılar, yaklaşık 500.000 $’lık yatırım ve 100.000 $’lık açılış reklamı harcamasıyla harika bir mağaza oluşturdular…
 
Şimdi efendim… Gelelim bu tamamen gerçek öykümüzün bizlere sunduğu beş tavsiyeye…
 
1) Kapınız her zaman açık olsun. Fırsatın ne zaman geleceği belli olmaz.
2) Ufak jestler, büyük kazançlar doğurabilir. Jest yapmaktan kaçınmayın.
3) Herkese iyi davranın, nazik olun, güler yüzünüzü eksik etmeyin. Hiçbir şey kazanmazsanız bile dost kazanırsınız.
4) Kimin ne olduğu, paranın kimde olduğu belli olmaz. Adamına göre değil, yüreğinize göre davranın.
5) Fazla parası olanların, küçük kazançları önemsemeyeceğini düşünmeyin. Kazanç, kazançtır.    
 
Ve son olarak… Pazar gününü sevmem için bir sebep daha: En iyi kiralama, pazar günleri yapılır!