x

ARKADAŞINA GÖNDER
Adınız Soyadınız  :  *
Paylaşacağınız e-posta adresi :  *
Yorumunuz  : 
 

    

E-Mail :
Şifre :
 

Perakende Bülten'i takip edin:
Dedem, Yaşar Kemal ve Fortune 500
08.10.2015
Dedem, bu dünyaya gözlerini yumduğunda tam 89 yaşındaydı. Yaşamı boyunca birçoğu ağır işler olan farklı alanlarda çalışıp emekli olduktan sonra da, iş hayatından kopmadı. Paraya ihtiyacı olmadığı halde, onu birkaç kez emekli edecek kadar çok çalıştı. Tüm boş vakitlerinde okurdu; günlük gazeteler bitince kitap okur, sıkılırsa ilaç prospektüslerini dahi hatim ederdi. Hep kendini geliştirdi; ne gündemden koptu, ne de etrafımızı çepeçevre saran yeniliklerden. 'Çok çalışıyor, kendini çok fazla yoruyorsun’ dediğimizde, ‘ben eski toprağım, bana birşey olmaz’ derdi.
Gerçekten de namına layık bir eski topraktı ve hayatı boyunca, ufak tefek badireleri saymazsak, hiç yatak döşek hasta olmadı. ‘Kansersin’ dediklerinde de, hastalığı büyük bir tevekkül ile karşıladı ve çalışmaya devam etti. 'Ben çalışmazsam ölürüm’ dedi. ‘Toprak, işlenmezse yabani ot biter, ölür evlat. Ben eski toprağım, çalışmazsam bende de hastalık biter’ diye tekrarlardı sürekli. Ölmeden bir hafta önce, ‘Emekli olma vaktim geldi’ dedi. Ne demek istediğini hepimiz anladık fakat bozuntuya vermedik. Tüm dostları ve çalışanları ile vedalaştı, çalışmayı bıraktı. Bir hafta sonra ayakta duramıyordu. Yattığı her saniye, sanki karada ölüm yokmuş gibi okudu. Kendini geliştirmeyen cahil adam sevmez, denk geldi mi aksi bir ihtiyara dönüşür, azarlardı. Emekliliğinin ikinci haftasının ilk pazartesi günü öte tarafa geçtiğinde, başucunda -kim bilir kaçıncı kez okuduğu-, eski bir Yaşar Kemal romanı vardı.
 
6 Ekim Çarşamba günü, dünya edebiyatının 'Koca Çınarı' Yaşar Kemal'in 92. doğum günüydü. Bana sorarsanız rahmetli, Homeros’tan bugüne değin süregelen halk ozanlarının son temsilcisiydi. Büyük yazarın doğum günü, önemli bir veri ile aynı saatlerde twitter gündemime düşüşünce, çok sevdiğim o şahane cümlesini anımsadım: ‘Demir olsam çürürdüm, toprak oldum da dayandım’. Tıpkı dedem gibi.
 
Geçmişte, yazarlığı dışında birkaç ilginç meslek icra etmişti büyük halk ozanı: Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliğinde ırgat katipliği, Adana Halkevi Ramazanoğlu Kitaplığında memurluk, vekil öğretmenlik, traktör sürücülüğü bunlardan yalnızca birkaçı. Nobel almamışsa bile adı hep almadığı Nobel’e layık görülmüş, yurt içi ve dışında otuz beş edebiyat ödülü almıştı: Mesela 1977’de Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman ödülü, 1984’te Fransız Legion d’Honneur ödülü Commandeur payesi, 1996’da VIII. Katalonya Uluslararası ya da 1997’de Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (İsveç) bunların yalnızca birkaçı.
 
Söz ettiğim veri ise şunu söylüyordu: ‘2000 yılında yayınlanan Fortune 500 listesinde yer alan şirketlerin %52’si iflas etmiş, satın alınmış veya bir şekilde oyun dışı kalmıştı’. Sürekli değişimin ve dönüşümün önemini vurguluyoruz ya, işte değişime direnenlerin durumu ortada. Bazen en büyük olmak da, demir gibi sağlam olmak da işe yaramıyor zira demir paslanıyor, metal yorgunluğu uzun vadede başınıza bela oluyor. Perakende sektöründe de, bunun örneği çok. Ancak konumuz, gidenlerin yasını tutmak değil, kalanların daha uzun ömürlü olmasını sağlamak.
 
İşin sırrı ise yine Yaşar Kemal’in o nefis sözünde gizli: 'toprak oldum da dayandım'.
 
Demirden mamül olanlarımızın bünyesinde yaratıcılık ve inovasyon çok zor hayat buluyor zira eğilip bükülemiyorlar. Fakat müşteri beklentileri sürekli farklılaşıyor. 1971 yılında, Abdi İpekçi'ye verdiği röportajda Yaşar Kemal demiş ki: 'Evrende iki sonsuz doğurgan yaratıcı güç vardır. Biri insan, öbürü doğa. İnsan, yaratıcılığını yitirdiği gün, doğa yaratıcılığını bitirdiği gün her şey bitecektir.’ Tıpkı yaratıcılığını kaybeden tüm organizasyonlar için oyunun biteceği gerçeği gibi.
 
Betondan mamül olanlarımız, tüm o heybetli görünümlerine karşın, ilk depremde yerle yeksan oluyor, pazarın yüksek dalga boylu değişimleri karşısında dayanıksızlaşıyor, çöküyorlar. Diğer yandan, her görenin ‘harika’ dediği, camdan yaptığımız ‘butik' işletmelerimiz var. Kısa vadeli ve günün modası işlerin peşinde koşan bu yapılar, trendin değişimi ile birlikte kolayca tuzla buz oluyorlar. 'Elde işlenmiş' ahşap şirketlerimiz ise, demire oranla görece esnek olsa da ölçek ekonomisini yakalayamıyor, ya kendi yağlarında kavruluyor ya da büyüme ile üzerlerine aldıkları yükü taşıyamayıp kırılıyorlar.
 
Varlıklı ailelerin çocuklarının, 'aman işsiz geziyor' denilmesin de 'adres belli olsun' diye kurdukları havadan mamül şirketler ise başka bir yazının konusu. Her devrin iktidarına yakın durup, su gibi kabına uyum sağlayan, akmak yerine kabına göre şekil alan ve varlığını bir şekilde devam ettirenlerimizin ise, nihai müşteri ile zaten ilgisi yok.
 
Plastik olanlarımıza hiç girmiyorum; nereden geldiği belli olmayan paralarla fonlanıp, müşteriyi anlamak yerine kurucularının egolarını tatmin için kurulan ve geldikleri hızla yok olan markalar onlar. O kadar plastikler ki, samimiyetsizliklerini bir bakışta anlayıp notunu veriyor müşteri. Koca bir yalanın peşinde koşarken, yalan olup gidiyorlar. Oysa işin doğrusunun peşinde olmak meşakkatli, uzun bir yol: 'Kendine güvendiğin için yalancı değilsin. Yalan dolan bilmediğin için yalan karşısında yenileceksin. Yalanın gücü doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, senin doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek. Her gün bir şafak çiçeği gibi yeniden açması gerek. Sen yenileceksin. Yenilmenin tadına varacaksın. Doğru yenilmeli. Yenilmeyen doğru yenmiş sayılmaz. Doğru yenile yenile öyle keskin bir hale gelmeli ki.. Yüz bin yıl su altında, yıkanmış, düzelmiş çakıltaşı gibi.’ diyor büyük usta Yaşar Kemal.
 
Toprak ise verimlilik demek, yeniden üretim demek. Değişim demek, dönüşüm demek. Farklı ihtiyaca doğru zamanda doğru ürün vermek demek. Toprak demek, duygu demek; toprak demek, emek demek. Toprak demek çok yönlülük demek; toprak demek, inovasyon demek. Toprak demek, en çok da umut demek. İşte bu yüzden, kimi şirketler toprak olurken, ancak topraktan mamül olanlar yarın meyve olacak yeşil tomurcuklar açıyor.
 
'İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır.’ diyor ya üstad, onun gibi tüm eski toprakların ruhu şad olsun.
Yazarın Diğer Yazıları
  1. 1
  2. 2
  3. 3
  4. 4
  5. 5
  6. 6
  7. 7
  8. İleri >